Rastgele Mutasyonlar, İndirgenemez Karmaşıklıktaki Yapılar İçin Gerekli Genetik Bilgiyi Üretemez
Evrimsel biyologlara göre, yaşam bir kez başladıktan sonra, Darwinci evrim süreci devreye girmiş ve bugün gözlemlediğimiz muazzam canlı çeşitliliğini üretmiştir. Bu yaygın görüşe göre, yaşamın karmaşıklığı, rastgele mutasyonlar ve doğal seçilim yoluyla, küçük adımlarla, aşama aşama inşa edilmiştir. Canlıların sahip olduğu tüm karmaşık özelliklerin, genetik bilgi olarak DNA’da kodlandığı düşünülür. Dolayısıyla, yeni biyolojik yapıların ortaya çıkabilmesi için DNA’nın içerdiği genetik bilginin de artması gereklidir. Peki Darwin’in öne sürdüğü bu aşamalı ve yönsüz süreç, gerçekten de gerekli bilgiyi üretebilir mi?
Darwinci evrimin, her küçük adımda canlıya bir hayatta kalma avantajı sağladığı sürece etkili bir şekilde işleyebileceği genel olarak kabul görür. Darwin eleştirmeni biyokimyacı Michael Behe bu durumu şöyle ifade eder: “Eğer yalnızca tek bir mutasyon, canlıya işlevsel bir fayda sağlıyorsa, Darwinci evrim onu bulmakta zorlanmaz.” [24] Ancak işlevsel bir kazanım elde edebilmek için birden fazla mutasyonun eşzamanlı olarak gerçekleşmesi gerekiyorsa, Darwinci evrim bu noktada tıkanır. Behe, bu durumu şu sözlerle açıklar: “Birden fazla [mutasyon] gerekiyorsa, doğru olanları bir araya getirme ihtimali üstel olarak azalır.” [25]
Lehigh Üniversitesi’nde biyokimya profesörü olan Behe, birçok bileşeni aynı anda gerektiren ve bu nedenle Darwinci evrimin küçük adımlarla açıklayamayacağı sistemleri tanımlamak için “indirgenemez karmaşıklık” terimini ortaya atmıştır. Behe’ye göre bu tür yapılar, yalnızca tüm parçaları aynı anda var olduğunda işlev görebilir. Rastgele mutasyonlar ve yönsüz doğal seçilim, bu kadar çok mutasyonu aynı anda sağlayacak bir mekanizma sunamaz. Gerekli mutasyonların aynı anda ortaya çıkması ihtimali, biyolojik zaman ölçeği içinde oldukça düşüktür.
Bu durum sadece Darwin eleştirmenlerinin gözlemi değildir. Prestijli bilim dergisi Proceedings of the National Academy of Sciences’ta yayımlanan bir makalede, önde gelen bir evrimsel biyolog, “Bir sistemin tüm bileşenlerinin aynı anda ortaya çıkması ihtimali gerçek dışıdır” demektedir. [26] Aynı şekilde, Chicago Üniversitesi’nden evrimsel biyolog ve Darwin savunucusu Jerry Coyne da şunları kabul eder: “Doğal seçilim, ara adımlar organizmaya net bir fayda sağlamadığı sürece, hiçbir özelliği inşa edemez.” [27] Aslında Darwin bile, bu zorluğun farkındaydı. Türlerin Kökeni adlı eserinde şu ifadelere yer verir:
“Eğer herhangi bir karmaşık organın, ardışık, küçük ve aşamalı değişikliklerle oluşamayacağı kanıtlanabilirse, teorim tamamen çöker.” [28]
Darwin ve Coyne gibi evrimsel bilim insanları, Darwinci seçilimin bu şekilde tıkanacağı bir örneğin pratikte bulunmadığını iddia etseler de, teorik olarak Darwinci evrimin sınırları olduğunu kabul ederler. Yani, eğer bir biyolojik yapı “küçük ve aşamalı değişikliklerle” oluşamıyorsa ve bu süreçteki “ara aşamalar organizmaya net bir fayda sağlamıyorsa”, Darwinci evrim “tamamen çöker.”
Bugün biyoloji, canlılardaki karmaşık yapıların çoğunun, Darwinci evrimin bilgi üretme kapasitesini aştığını göstermeye devam ediyor.
Moleküler Makineler
Michael Behe, Darwin’in Kara Kutusu (Darwin’s Black Box) adlı eserinde, ancak birçok parça bir araya geldiğinde çalışabilen ve canlıya herhangi bir avantaj sağlayabilen moleküler makinelerden söz eder. Bu makinelerden en meşhuru, bakterilerde sıvı ortamda hareket etmeyi sağlayan bir tür mikroskobik döner motor olan bakteriyel kamçıdır (flagellum). Bu yapı, bakterinin besin bulmak için sıvı ortamda ilerlemesini sağlar. Yapısal olarak insan yapımı motorlara son derece benzeyen bu sistem; rotor, stator, üniversal mafsal, pervane, fren ve debriyaj gibi mühendislikte aşina olduğumuz birçok parçayı içerir.
Nature dergisine bağlı Cell dergisinde yayımlanan bir makalede, bir moleküler biyolog bu benzerliği şöyle ifade eder:
“Diğer motorlara kıyasla, bakteriyel kamçı bir insan tarafından tasarlanmış makineye daha çok benziyor.” [29]
Üstelik bu makinelerin enerji verimliliği insan yapımı motorlardan bile fazladır; aynı çalışmada bakteriyel kamçının verimliliğinin “yaklaşık %100” olabileceği belirtilmiştir. [30]
Farklı tipte kamçılar olsa da, tüm bakteriyel kamçılar bazı temel yapısal proteinleri paylaşır. Nature Reviews Microbiology dergisindeki bir çalışmada şu ifadeler yer alır:
“Tüm bakteriyel kamçılar, ortak bir protein çekirdeğini paylaşır. Kamçı sisteminin merkezinde üç modüler moleküler cihaz bulunur: kamçının dönmesini sağlayan rotor-stator sistemi, hareket yönünü değiştiren kemotaksi aparatı ve kamçının eksenel bileşenlerini dışa aktaran T3SS sistemi.” [31]
Bu veriler, kamçının indirgenemez derecede karmaşık olduğunu göstermektedir. Genetik silme (knockout) deneyleri, yaklaşık 35 genin herhangi birinin eksikliğinde kamçının düzgün biçimde monte edilemediğini veya çalışmadığını ortaya koymuştur. [32] Bu “ya hep ya hiç” durumunda, Darwinci evrimin küçük ve kademeli adımlarla bir kamçı motoru oluşturması mümkün görünmemektedir. Ne bir anda tesadüfen oluşması olasıdır, ne de aşama aşama geliştirilebilir.
Nitekim aynı Nature Reviews Microbiology makalesinde şu itiraf yer alır:
“Kamçı araştırmaları yapan bilim topluluğu, bu sistemlerin nasıl evrimleştiği konusunu henüz ele almaya yeni başlamıştır.” [33]
Fakat bakteriyel kamçı sadece bir örnektir. Canlı hücrelerinde, binlerce moleküler makine olduğu bilinmektedir. Tek bir araştırma projesi, yalnızca maya hücresinde 250’den fazla yeni moleküler makine keşfetmiştir. [34]
ABD Ulusal Bilimler Akademisi eski başkanı Bruce Alberts, Cell dergisinde yayımladığı bir makalesinde bu makineler için şu ifadeleri kullanmıştır:
“Bu olağanüstü, zarif, son derece organize ve hızlı çalışan makineleri neden ‘protein makineleri’ olarak adlandırıyoruz? Çünkü, makroskopik dünyaya verimli şekilde müdahale etmek için insanlar tarafından icat edilen makineler gibi, bu protein kompleksleri de koordineli hareket eden parçalardan oluşur.” [35]
Behe ve onun gibi düşünen biyokimyacılar, bu kadar çok parçanın birbirine bağlı olduğu sistemlerin Darwinci bir süreçle —yani küçük mutasyonlarla ve seçilimle— adım adım evrimleşemeyeceğini savunmaktadır.
Ancak yalnızca bu makinelerin çok parçalı yapıları değil, bu makineleri oluşturan proteinlerin kendisi bile Darwinci evrimin kapasitesinin ötesindedir.
Darwinci Mekanizmaya Yönelik Bilimsel İtirazlar
2000 ve 2004 yıllarında, protein bilimcisi Douglas Axe, bakterilerdeki bazı enzimler üzerinde mutasyon hassasiyeti testleri yürüttü. Bu çalışmaları Journal of Molecular Biology dergisinde yayımladı. [36] Enzimler, belirli bir işlevi yerine getirebilmek için üç boyutlu özel bir yapıya katlanan uzun amino asit zincirleridir. Mutasyon hassasiyeti testleri, bu amino asit dizilimlerine rastgele değişiklikler uygulanarak hangi varyasyonların hâlâ düzgün katlanabildiğini ve işlevini sürdürebildiğini belirlemeyi amaçlar.
Axe’in çalışmaları, işlevsel ve stabil bir protein yapısına yol açabilecek amino asit dizilimlerinin olağanüstü derecede nadir olduğunu ortaya koydu. Ona göre, yaklaşık her 10⁷⁴ amino asit diziliminden sadece biri stabil bir katlanma ve işlev sağlayabiliyordu. [36] Bu sonuç, evrimsel süreçte rastgele mutasyonlarla yeni proteinler üretmenin ne kadar düşük ihtimalli olduğunu açıkça göstermektedir.
Bu kadar düşük olasılık, Darwinci evrim açısından ciddi bir sorun teşkil eder. Zira bir proteini başka bir proteine evrimleştirmek, çoğu zaman bir dizi “işlevsiz ara basamaktan” geçmeyi gerektirir. Ancak bu “işlevsiz aşamalar” canlıya fayda sağlamaz; hatta zarar verir. Bu nedenle doğal seçilimle korunmaları mümkün değildir. Axe’in sonuçlarına göre, bir işlevsel protein dizisine ulaşmak, gözleri kapalı bir şekilde Samanyolu galaksisine ok atıp önceden belirlenmiş bir atomu vurmak kadar imkânsızdır. [37]
Proteinler çoğunlukla “eldivenle el” gibi tam uyumlu biçimde diğer moleküllerle etkileşime girer. Fakat bu tür etkileşimler, birçok amino asidin eşzamanlı olarak doğru konumda olmasını gerektirir. 2004 yılında Behe ve Pittsburgh Üniversitesi’nden fizikçi David Snoke, bu tür protein-protein etkileşimlerinin evrimsel olarak nasıl oluşabileceğini simüle eden hesaplamalar yaptılar. Hesaplamaları, çok hücreli organizmalarda yalnızca iki veya daha fazla mutasyonun eşzamanlı olarak gerektiği etkileşimlerin oluşması için, Dünya’nın bütün tarihine eşdeğer zaman dilimlerinden daha fazlasının gerekebileceğini gösterdi. Sonuç olarak şunu yazdılar:
“Gen çiftlenmesi ve nokta mutasyon mekanizması tek başına etkisizdir… çünkü çok hücreli canlıların bu tür büyük popülasyon boyutlarına ulaşması mümkün değildir.” [38]
Bu sonuçlar, Darwinci evrimin kapasitesine ciddi bir sınır çizer.
Bu çalışmalara itiraz etmek isteyen Cornell Üniversitesi’nden biyologlar Rick Durrett ve Deena Schmidt, Behe’nin tezini çürütmeye çalışırken onu istemeden doğruladılar. İnsan popülasyonunda iki mutasyonun aynı anda oluşmasının olasılığını hesapladılar ve bu olayın:
“100 milyondan fazla yıl süreceğini” tespit ettiler. Ancak insanlar ile şempanzelerin ortak atadan ayrıldığı varsayılan zaman sadece 6 milyon yıl öncesine dayandırılmaktadır. Yani bu evrimsel olayın gerçek hayatta olması makul bir zaman diliminde olanaksızdır. [39]
Bakterilerdeki Sınırlar ve Altı Mutasyon Eşiği
Bir Darwinizm savunucusu şu şekilde karşı çıkabilir:
“Bu hesaplamalar yalnızca çok hücreli organizmalar için geçerli. Oysa bu organizmaların küçük popülasyonları ve uzun nesil süreleri vardır. Fakat tek hücreli canlılar, özellikle bakteriler, çok daha hızlı çoğalır ve popülasyonları çok daha büyüktür. Bu yüzden Darwinci evrim, bakterilerde daha etkili işler.”
Ancak Darwinci evrimi eleştiren bilim insanları, bu itirazın da sınırlarını test etmiştir. 2010 yılında Douglas Axe, çok yüksek mutasyon oranları ve Darwinci evrime avantaj sağlayacak varsayımlar altında bile, altıdan fazla mutasyonun eşzamanlı olarak gerektiği adaptasyonların Dünya tarihi boyunca ortaya çıkmasının aşırı derecede düşük ihtimalli olduğunu gösteren bulgular yayımladı.
Ertesi yıl, Axe bu kez gelişim biyoloğu Ann Gauger ile birlikte bir deney gerçekleştirdi. Bu deneyde amaç, bir bakteri enzimini, ona yakın akraba olan başka bir enzime dönüştürmekti. Evrimcilerin “rahatlıkla” gerçekleşebileceğini iddia ettiği bu dönüşüm, Axe ve Gauger’in bulgularına göre en az yedi eşzamanlı mutasyon gerektiriyordu. [40] Ancak bu sayı, Axe’in daha önce belirlediği altı mutasyon sınırının da üzerindeydi.
Dahası, bu dönüşüm, biyolojik açıdan “basit” kabul edilen bir değişimdi. Eğer bu kadar “basit” bir değişim bile Darwinci evrimin ulaşamayacağı kadar karmaşıksa, daha karmaşık biyolojik yapıların evrimleşmesinin olasılığı neredeyse sıfırdır.
Benzer şekilde, Gauger ve Wisconsin Üniversitesi’nden Ralph Seelke tarafından yürütülen başka bir deneyde, E. coli bakterisinde, triptofan adlı amino asidi sentezlemek için gerekli bir genin bir kısmı kasten bozuldu. Bu tek bozulmayı, rastgele mutasyonlar “tamir edebildi.” Ancak genin iki noktası bozulduğunda, yani işlevin geri kazanılması için iki mutasyon gerektiğinde, Darwinci evrim “takılıp kaldı”. Bakteri, kaybettiği işlevi geri kazanamadı. [41]
Bu tür deneysel sonuçlar, proteinlerin ve enzimlerin işlev kazanması için gerekli bilgi miktarının, Darwinci süreçlerle makul bir zaman dilimi içinde üretilemeyecek kadar büyük olduğunu gösteriyor.
Giderek Artan Şüpheciler
Douglas Axe, Ann Gauger ve Ralph Seelke gibi bilim insanları, işlevsel protein dizilimlerinin evrimsel olarak ne kadar nadir bulunduğunu ortaya koyan sayısız deney gerçekleştirdiler. Fakat onlar yalnız değil. Önde gelen bir üniversite ders kitabı şu ifadeye yer verir:
“Protein yapısındaki ufak bir değişiklik bile, proteinin katlanmasını ve işlevini ciddi şekilde etkileyebilir.” [42]
Evrimsel biyolog David S. Goodsell ise şöyle der:
“Amino asitlerin rastgele diziliminden oluşan bir proteini alırsanız, büyük ihtimalle suya bırakıldığında bir topak gibi yapışacaktır. Yani kararlı bir yapı oluşturmayacaktır.” [43]
Goodsell, hücrelerin bu amino asit dizilimlerini milyonlarca yıl süren evrimsel seçilimle “mükemmelleştirdiğini” öne sürse de, işlevsel dizilimlerin bu kadar nadir olması, doğal seçilimin bir dizilimden diğerine geçerken işlevsiz ara adımlara takılmasını kaçınılmaz kılar.
Bilim Dünyasından Evrimsel Mekanizmalara Yönelik Eleştiriler
Hayattayken saygın bir bilim insanı olan ve ABD Ulusal Bilimler Akademisi üyesi olarak görev yapan biyolog Lynn Margulis, evrimsel biyolojiye ciddi katkılar yapmasına rağmen, rastgele mutasyonlara dayalı türleşme fikrine eleştirilerde bulunmuştu. Margulis şöyle diyordu:
“Yeni mutasyonlar yeni türler üretmez; genellikle sakat ya da işlevsiz yavrular ortaya çıkarır.” [44]
2011 yılında verdiği bir röportajda ise şu itirafta bulunur:
“Neo-Darwinistler, yeni türlerin rastgele mutasyonlarla ortaya çıktığını iddia eder. Bense yıllarca bana da öğretilen bu görüşe inanmıştım. Ta ki gidip gerçek verilere bakana kadar.” [45]
Fransız Bilimler Akademisi’nin eski başkanı olan Pierre-Paul Grasse de benzer bir görüşü savunur. Ona göre:
“Mutasyonların yapıcı kapasitesi son derece sınırlıdır… Ne kadar çok olursa olsun, mutasyonlar evrimsel süreci ileriye taşımaz.” [46]
Bu görüş, akademide sandığınızdan çok daha yaygındır. 800’den fazla doktora derecesine sahip bilim insanı, şu bildiriyi imzalayarak yayınlamıştır:
“Rastgele mutasyonların ve doğal seçilimin, yaşamın sahip olduğu karmaşıklığı açıklama kapasitesine dair iddialara şüpheyle yaklaşıyoruz.” [47]
Ayrıca Annual Review of Genomics and Human Genetics dergisinde yayımlanan bir makalede, iki biyolog şunu itiraf etmektedir:
“Rastgele mutasyon ve doğal seçilim gibi yönsüz süreçlerin, binlerce yeni proteini nasıl ortaya çıkardığı ve bu proteinlerin nasıl bu kadar çeşitli ve optimize işlevler kazandığı hâlâ bir muammadır. Bu problem, özellikle birçok parçanın etkileşimiyle işleyen bütünleşik moleküler sistemlerde çok daha belirgindir.” [48]
Bu tür sistemlerin, rastgele bir süreçle ortaya çıkamayacak kadar hassas ve karmaşık yapılar içerdiği ortadadır. Darwinci mekanizmaların bu düzeydeki yapıların kökenini açıklayamaması, evrim teorisinin merkezindeki temel varsayımları sarsmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
Modern biyoloji, canlı organizmalarda gözlemlenen işlevsel yapıların son derece karmaşık, hassas dengelerle inşa edilmiş ve bir bütün olarak çalıştığı sistemler içerdiğini ortaya koymuştur. “Problem 3” başlığı altında sunulan bilimsel veriler ve deneysel bulgular, rastgele mutasyonlara ve yönsüz doğal seçilime dayalı Darwinci evrim mekanizmasının, bu yapıları açıklamakta ciddi yetersizlikler sergilediğini açıkça göstermektedir.
Michael Behe’nin “indirgenemez karmaşıklık” kavramı, belirli bir işlevi ancak tüm parçalarıyla birlikte gerçekleştirebilen sistemlerin, kademeli evrim süreciyle oluşmasının istatistiksel ve biyolojik olarak imkânsız olduğunu ortaya koyar. Bakteriyel kamçı örneğinde olduğu gibi, tek bir genin eksikliği tüm sistemin çökmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, aşamalı mutasyonlarla evrimleşen bir süreç değil, bir anda ve tüm parçalarıyla birlikte var olmuş bir sistem söz konusudur ki bu da bilinçli tasarımı akla getiren bir özelliktir.
Douglas Axe, Ann Gauger ve Ralph Seelke gibi bilim insanlarının deneysel çalışmaları, proteinlerin yapısal katlanma hassasiyetini ve bu katlanmanın sadece çok dar bir olasılık aralığında mümkün olduğunu göstermiştir. Bu da, canlılık için gerekli olan proteinlerin evrimsel süreçlerle ortaya çıkmasının olasılık sınırlarının ötesinde olduğunu ortaya koymaktadır. Axe’in yaptığı hesaplamalar, tek bir işlevsel protein diziliminin oluşmasının, evrenin ömrü boyunca bile gerçekleşmeyecek kadar düşük bir ihtimale sahip olduğunu göstermektedir.
Öte yandan, evrim teorisinin bizzat içinden gelen bilim insanları da bu sorunları görmezden gelememektedir. Lynn Margulis’in “rastgele mutasyonlar yeni türler üretmez” ifadesi, evrim paradigması içinde yer alan eleştirilerin ciddiyetini göstermektedir. Yine Coyne, Koonin ve Grasse gibi isimlerin itiraf niteliğindeki açıklamaları, teorinin sınırlarına dair farkındalığın artık bilim dünyasında da dile getirildiğini göstermektedir.
Tüm bu veriler, evrim teorisinin temel taşlarını oluşturan “rastgele mutasyon” ve “doğal seçilim” mekanizmalarının, yeni genetik bilgi üretme ve karmaşık biyolojik yapıların oluşumunu açıklama konusunda yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Söz konusu yapılar, hem istatistiksel hem de deneysel olarak, yönsüz bir süreçle meydana gelmeyecek kadar hassas ve uyumlu yapılardır.
Bu nedenle, canlılardaki karmaşık biyolojik sistemlerin kökenine dair açıklamalarda yeni ve alternatif bir bilimsel paradigma gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu paradigma, doğadaki düzen, amaçlılık ve bilgi temelinde şekillenmeli; doğanın, yalnızca kendine bırakılamayacak kadar ince ayarlanmış ve bilinçli bir mühendislik ürünü olduğunu kabul etmelidir. Akıllı Tasarım teorisi ya da teleolojik bilimsel yaklaşımlar, bu boşluğu doldurmaya aday en güçlü alternatifler arasında yer almaktadır.
Kısaca ifade etmek gerekirse, “Problem 3”te ele alınan tüm bilimsel veriler, hayatın evrimi sürecinde sadece zaman, şans ve doğa yasalarının değil, aynı zamanda bilgiye ve maksada dayalı irade sahibi bir aklın izlerinin bulunduğunu göstermektedir. Bu da bilim ile felsefenin, varlığın kökenine dair ortak bir hakikati birlikte keşfetmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Dipnotlar:
[24] Behe, Michael. “Is There an ‘Edge’ to Evolution?” Faith and Evolution. Erişim: http://www.faithandevolution.org/debates/is-there-an-edge-to-evolution.php
[25] a.g.e : Behe, “Is There an ‘Edge’ to Evolution?”
[26] Lynch, Michael. “Evolutionary Layering and the Limits to Cellular Perfection.” Proceedings of the National Academy of Sciences 109, no. 52 (2012): 21233–21238. https://doi.org/10.1073/pnas.1216130109
[27] Coyne, Jerry. “The Great Mutator.” The New Republic, June 18, 2007, 38–44.
[28] Darwin, Charles. On the Origin of Species by Means of Natural Selection. London: John Murray, 1859. http://www.literature.org/authors/darwin-charles/the-origin-of-species/chapter-06.html
[29] DeRosier, David J. “The Turn of the Screw: The Bacterial Flagellar Motor.” Cell 93 (1998): 17–20.
[30] a.g.e : DeRosier, “The Turn of the Screw.”
[31] Pallen, Mark, and Nicholas Matzke. “From The Origin of Species to the Origin of Bacterial Flagella.” Nature Reviews Microbiology 4 (2006): 784–790.
[32] Macnab, Robert M. “Flagella.” In Escherichia Coli and Salmonella Typhimurium: Cellular and Molecular Biology, edited by Frederick C. Neidhardt, vol. 1, 70–100. Washington, D.C.: American Society for Microbiology, 1987.
Ayrıca bkz. Scott Minnich’in tanıklığı, Kitzmiller v. Dover Area School District mahkeme tutanakları.
[33] Pallen and Matzke, “From The Origin of Species.”
[34] Science Daily. “The Closest Look Ever at the Cell’s Machines.” January 23, 2006. https://www.sciencedaily.com/releases/2006/01/060123121832.htm
[35] Alberts, Bruce. “The Cell as a Collection of Protein Machines: Preparing the Next Generation of Molecular Biologists.” Cell 92, no. 3 (1998): 291–294.
[36] Axe, Douglas. “Estimating the Prevalence of Protein Sequences Adopting Functional Enzyme Folds.” Journal of Molecular Biology 341 (2004): 1295–1315.
“Extreme Functional Sensitivity to Conservative Amino Acid Changes on Enzyme Exteriors.” Journal of Molecular Biology 301 (2000): 585–595.
[37] Meyer, Stephen C. Signature in the Cell: DNA and the Evidence for Intelligent Design. New York: HarperOne, 2009.
[38] Behe, Michael J., and David W. Snoke. “Simulating Evolution by Gene Duplication of Protein Features That Require Multiple Amino Acid Residues.” Protein Science 13, no. 10 (2004): 2651–2664.
[39] Durrett, Rick, and Deena Schmidt. “Waiting for Two Mutations: With Applications to Regulatory Sequence Evolution and the Limits of Darwinian Evolution.” Genetics 180, no. 3 (2008): 1501–1509.
Ayrıca bkz. Gauger, Axe, Luskin. Science and Human Origins. Seattle: Discovery Institute Press, 2012.
[40] Gauger, Ann, and Douglas Axe. “The Evolutionary Accessibility of New Enzyme Functions: A Case Study from the Biotin Pathway.” BIO-Complexity 2011 (1): 1–17.
[41] Gauger, Ann, Stephanie Ebnet, Pamela F. Fahey, and Ralph Seelke. “Reductive Evolution Can Prevent Populations from Taking Simple Adaptive Paths to High Fitness.” BIO-Complexity 2010 (2): 1–9.
[42] Campbell, Neil A., and Jane B. Reece. Biology. 7th ed. San Francisco: Benjamin Cummings, 2005.
[43] Goodsell, David S. The Machinery of Life. 2nd ed. New York: Springer, 2009.
[44] Margulis, Lynn. Röportajda aktarılan alıntı: “UMass Scientist to Lead Debate on Evolutionary Theory.” Brattleboro Reformer, February 3, 2006.
[45] Margulis, Lynn. “Lynn Margulis: Q + A.” Discover Magazine, April 2011, 68–69.
[46] Grasse, Pierre-Paul. Evolution of Living Organisms: Evidence for a New Theory of Transformation. New York: Academic Press, 1977.
[47] Discovery Institute. “A Scientific Dissent from Darwinism.” Accessed August 2025. http://www.dissentfromdarwin.org/
[48] Thornton, Joseph W., and Rob DeSalle. “Gene Family Evolution and Homology: Genomics Meets Phylogenetics.” Annual Review of Genomics and Human Genetics 1 (2000): 41–73.
Kaynak: Luskin, C. , The Top Ten Scientific Problems with Biological and Chemical Evolution
Yorum yok